• Makaleler
Ankara Güncesi


Soğuk bir Pazar sabahı trenden iniyor ve menfur bir saldırıdan sonra ‘Demokrasi Meydanı’ adını alan meydana göz gezdiriyorum. Sıkıcı bir sakinlik var, başkente yakışmayan ve insanı ürküten… Sonuncusu da Kızılay’da meydana gelen ve canlarımızı söküp alan lanetlenesi saldırı gereken psikolojik etkiyi göstermiş gibi duruyor.

Ağır adımlarla yaklaştığım taksici gözünü çantamdan ayırmıyor, gülümsüyorum ve araca biniyorum. Normalde konuşkan olan Ankaralı taksiciler, bekliyorum ki ‘nerelisin’ diyerek muhabbete başlasın ama konuşmuyor. ‘Adın neydi abi’ diyorum. ‘Refik’ diyor. Ne durumdasınız diye sorduğumda gülerek senden bile şüpheleniyorum şu an diyor. Suratındaki acı gülümsemeyi görünce dayanamıyor ve çantamı açıp bilgisayarı gösteriyorum. Sadece bilgisayar abi diyorum. Neşeleniyor bu hareketime ve bir bir dertlerini anlatmaya başlıyor. Biraz da yakınıyor elbette çok fırsat verildi bunlara diyor. Burası başkent burda da güvende olmayacak mıyız, sorusu kafamda yankılanıyor. Haklısın diyorum fakat öyle bir bela ki bu ‘terör’ dün masum bir bebek olan kişiyi, bugün suçsuz ve habersiz inanları öldürecek bir canavara dönüştürüyor. ‘Ne yapmalıyız’ diye soruyorum. ‘Gerekirse biz de gidip savaşalım’ diyor bir heyecanla fakat unutuyor ki karşımızda mert bir düşman değil sinsice ve haince saldıran bir terör örgütü var. Hak savunduğunu iddia edip, hakkını savunduğunu iddia ettiği kişileri katleden bir örgüt var. Dönüyorum, bana da ‘Ankara tehlikeli gitme’ dediler. Ancak başkentimde dolaşmaktan korkacak değilim, sizde üzerinizdeki bu korku havasını atsanız bunlar amacına ulaşamaz değil mi? diyorum. Gülüyor, korkmuyoruz tabiki Allah var bu tedbir diyor. Yine haklısın diyorum gideceğim yerden biraz geride inip yürümek istiyorum.

Çevreye bakıyorum biraz, gerek yağışlı havanın etkisiyle gerek saldırıların etkisiyle, dışarıda fazlaca polis ve işyerlerinde olan esnaftan başka pek kimse görünmüyor. Bu sırada bir şeyler yemek için alışveriş merkezine yöneliyorum. Ankara’nın güzel semti Keçiören taraflarında bir yer burası, girer girmez beni güvenlik görevlileri değil, polis karşılıyor. Şaşırmıyorum bu duruma, tedbir önemli tabi ki konu güvenlik olunca… Hepsi gülümsüyor ve güven verici bakışları var, bu insana daha güvende hissettiriyor elbette, sonrasında dinleyici olarak katıldığım konferansa geçiyorum. Salon olması gereken dolulukta ve bu durum beni oldukça sevindiriyor. Konuşmacı ara verdiğinde dışarı çıkıyorum ve duvarda çini üzerine resimler görüyorum. Kurtuluş savaşından ve Çanakkale savaşından çıkmış gibi duran karelere rastlıyorum. Elinde sancakla duran bir asker, şaha kalkmış bir at ve üzerinde bir kahraman…

O an aklıma Mihail Bakunin’in sözü geliyor. ‘Dizlerimizin üzerinde yaşayacağımıza ayakta ölürüz’ Konuşmacı, şehitlerimize rahmet ve devletimize birlik ve dirlik dileyerek konuşmasını bitiriyor. Dönerken anlıyorum ki insanlar biraz ürkmüş ama kesinlikle sindirilememişler. Herkes işinin ve görevinin başında ve olmaya da devam edecek. Hangi terör saldırısı, hangi psikolojik hareket içimizden yeni Fatihlerin, yeni Kürşadların ve Nene Hatunların çıkmasını engelleyebilir ki… Şüphesiz ve Muhakkak yenilecekler, onları yeneceğiz.

Bir kez daha hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımıza Yüce Allahtan rahmet diliyorum. Saldırıyı gerçekleştirenleri kınamıyorum. Onları önce Yüce Rabbimizin ‘Kahhar’ ismine sonra devletimizin şanlı ordusuna havale ediyorum.


Muhammed Sadık İNAN

http://ustunder.org.tr/tr/makaleler/ankara-guncesi

http://www.anadolutelgraf.com/ankara-guncesi_m176.html